31 Aralık 2007 Pazartesi
MADENLER
28 Aralık 2007 Cuma
Karadenizde Petrol Bulundu.
23 Aralık 2007 Pazar
DERSE KARŞI VERİMİNİZİ ARTIRABİLMEK İÇİN KONSANTRASYON YÖNTEMLERİ
22 Aralık 2007 Cumartesi
HAYAT VE ENERJİSİ
15 Aralık 2007 Cumartesi
KARAÇAM ÖZELLİKLERİ
Benim gibi yalnız başına yaşamını devam ettiren bir başkasını tanımam. Bu yaşam süremde ne insanlar gördüm elbisesi var içinde insan yok. Ne insanlar gördüm ,insan gibi insan üzerinde elbise yok. Fakat hepsine teşekkür ederim benim yaşamam için odunsuzluk çekerler. Soğuk odalarda kalırlar dalımı bile koparmazlar. Bazen gençler güç denemesi yaparlar ,bıçak ve kurşunla üzerime deneme yaparlar.Bende reçinem ile yaramı tedavi ederim. Gecen bulutlardan nem çalarım dallarımla su yaparak toprağa vererek insanların içmesi için güneyimdeki pınarı beslerim. Her genç aşıklara ev sahibi olurum ,nice güzeller ne gençler gördüm. Hepsinin düşüncesi gelecek, mutlu ve neşeli bakışları vardı. Fakat yaylada eski güzellikler kalabalıklar kalmadı. Bu insanlar nereye gittiler. Ben mi onlara kötülük yaptım.
Her sene bir önceki seneyi arıyorum. Beni yalnız bırakmayın bu yaylada atalarınızın izi vardır. Bir geçmişi vardır, geçmişinizi unutmayın ki geleceğiniz daha güzel olsun. Bizim burada eskiden ne pancarcı festivalleri gördük. Şimdi neden yapmıyorsunuz. Bulunduğumuz ortamda yeşillik mi yok çiçeklerimiz mi kalmadı. Yaylada ki sularımız mı azaldı. Ben her akşam su sesleri ile uyurum.
Aslında biraz kendimi tanıtayım benim soyuma karaçam derler bizler yükseklerde yaşamasını severiz. Çok iyi kerestemiz olur buradaki yaşlı yaylaların yüzde doksanı bizlerin soyundandır. Bir yayla duvarı olarak en az 300 yıl doğanın acımasız şartlarına göğüs gereriz. Hele bazı soylarımızın yapısında kendimizi reçine ile mumyalarız Ölümsüz oluruz. İnsanların evine kapı evin duvarına yapı, penceresine çerçeve ,kağnı arabasına teker oluruz. Fakat son zamanlarda aldığım duyumlarıma göre ,evinin çerçevesini kapısını çıkarıp bizleri atıp, petrol ürünü olan PVC’lerden yapılan pencere çerçeveleri yapıp evlerini süslüyormuşlar. İşte burada çok büyük yanılgıya düşüyorlar. Biz reçinemizle her zaman güzel kokular saçıp tatlı bir uyku sağlıyorduk. İçerisinin havasını temizleyip içeriye oksijen veriyorduk. Bizleri evlerinde kullanan insanlar daha uzun Ömürlüydü. Şimdi 60. gelmeden ölüyorlarmış .Niçin bizi terk ettiniz. PVC ürünü ne ısı alış verişi yapar ne ses ama çok tehlikeli gaz olan radon gazı üretir.
Bu gaz kansorejen içeriklidir. Sabah evinizde kalkınca yorgun bitkin kalkıyorsunuz bunun nedeni içeride oksijen kalmıyor. Oksijen kalmayınca da gece dinlenemiyorsunuz. Hele bebekleri bu odalarda büyütüyorsunuz. Bebekler için çok tehlikeli. Mutlaka ne kadar söyler semde inanmasınız ,hiç olmasa sabah kalkınca evinizin bütün pencerelerinizi açarak havalandırın. Birde yatmadan önce havalandırın öyle yatınız.
Benim yaşımı sormayın , çünkü canlıyı yaşlandıran mitekonrilerdir. Mitekondilerde vücudumuza enerji sağlayan hücrelerdir. Besin alınca çalışır vücudumuzun enerjisini karşılar.
Enerjiyi de yediğimiz yiyeceklerden alırız. Çevrenizi gözlemlerseniz az yemek yiyen insanlar daha uzun ömürlü oluyorlar. Yeme alışkanlığınızı değiştirin , sabah kahvaltıyı iyi yapın öyle yemeğini çok iyi yiyin akşamdan ise birer meyve veya 4 adet ceviz yiyin bol su için.Yatmadan 2.5- 3 saat önceden hiçbir şey ne yiyin ne için öyle uyuyun bakın sabahtan ne kadar dinç kalkacaksınız. Böylece ömrünüz uzayacak. Önemli olan çok yaşamaktır. Bu insanların sizlere ihtiyacı vardır.
Kendinizi ölüme terk etmeyin. Bizler yükseklerde yaşadığımız için yılın çoğu soğukta geçiyor. Senede 3ay veya 4 ay biz topraktan yiyecek ,güneşten enerji alırız böylece büyümemiz çok yavaştır. Bu gövde en az 2000 yılıktır. Biz az beslenip çok uyuduğumuz için ömrümüz uzundur. Aynı soyumuzdan sıcak bölgelerde yaşayan bizim gibi uzun ömürlü değildir. Çok beslediği için fazla yorulup erken yaşlanıyorlar.

14 Aralık 2007 Cuma
GÜNEŞ ENERJİSİ
Bölgede, potansiyelin en yüksek olduğu ay haziranda, metrekareye 26,3 birim enerji düşüyor. Ancak, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına Yönelik Yasa'nın yetersizliği nedeniyle bu enerjiden 'gerektiği gibi' yararlanılamıyor. Ama yetkililerin acele etmesine gerek yok, çünkü güneş enerjisinin sona ermesi için önümüzde 5 milyar yıl daha var!
Ülkemizde ve özellikle Ege Bölgesi'nde güneş enerjisi, yenilenebilir enerji kaynaklarının başında geliyor. Güneş enerjisi, yılda 80 milyon ton eşdeğer petrol potansiyeline sahip. Ülkemizde yıllık ortalama toplam güneşlenme süresi 2 bin 640 saat. Bu oran günlük toplam 7,2 saate karşılık enerji miktarı sunuyor. Ege Bölgesi'nin güneşlenme süresi yılda 3 bin 423 saat. Bu da yılda metrekareye bin 630 kilowatt saat enerji düştüğü anlamına geliyor.
Halk arasında "bedavaya sadece güneş doğar" söylemi ne kadar yaygın olsa da, bu olanaktan yararlanma yüzdesi istatistik bile olamıyor. Rakamsal gerçekler ortayken, alternatif enerji kaynakları içinde en iddialı olan güneş enerjisinin yok sayılması kabul edilir bulunmuyor.
Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİE) verileri Türkiye'ye gelen güneş enerjisinin, üretilen toplam elektrik enerjisinin yaklaşık 10 bin katı olduğunu ortaya koyuyor. Ortalama toplam ışınım şiddeti, yılda metrekare başına bin 311 kilowatt saat. Ege Bölgesi, güneşlenme süresi bakımından Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi'nin ardından üçüncü sırada yer alıyor. EİE tarafından İzmir'de yapılan ölçümlere göre, güneş ışınımı değerlerinin en yüksek olduğu ay haziran. Bu dönemde metrekareye 26,3 enerji düşüyor. En düşük değerler ise 8.2 ile aralık ayında tespit edilmiş durumda.
Bu aşamada dikkatler, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına Yönelik Yasa'ya (YEK) çevriliyor. 10 Mayıs 2005'te kabul edilen yasanın yetersiz olduğu vurgulanıyor. Bu görüşü öne sürenler arasında Makine Mühendisleri Odası (MMO) İzmir Şubesi de yer alıyor. Kamusal planlama olmaksızın sadece teşviklerle ve piyasa eliyle YEK kullanımının desteklenmeye çalışıldığını belirten oda yetkilileri, "Genel teşvik uygulamalarıyla sadece avantajlı bölgelerdeki santrallere destek söz konusu olabilecek" açıklamasını yapıyor.
YEK'e karşı söylemler önceki hafta Çeşme'de gerçekleştirilen "Güneş Enerjisi Çalıştayı" nda da dile getirildi. Alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili çalışma yapan geniş bir uzman grubunun bir araya geldiği çalıştayda yer alan Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Fikret Okutucu, "Güneş enerjili ve ekolojik yerleşim için planlama kriterlerinin belirlenmesi ve bunlara olanak veren hükümlerin imar yasasında yer alması sağlanmalıdır" diyor. Türkiye'de üretilen toplam enerjinin yüzde 40'ının binaların ısıtılmasına harcandığını, bunun güneş enerjisiyle inşa edilmiş bir konutta yüzde 80 oranında azaltılabileceği belirten Okutucu, güneş mimarisinin gecikmeksizin uygulamaya alınması gerektiğini söylüyor.
Güzelbahçe'de 1996 yılında güneş enerjisiyle ısıtılabilen konut inşa ettiklerini ancak bunun yaygınlaşmadığını dile getirerek "Binaların yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ısıtılabilmesine olanak sağlayacak yönetmelikler getirilmeli" diye konuşuyor. Çalıştayda yer alan CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü de, güneş enerjisinden aktif biçimde yararlanılabilmesi için yasal düzenlemenin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Ülkü, akademisyenler ve sektörün diğer yetkin kişileriyle birlikte hazırlayacakları öneri listesini TBMM'ye sunacağını vurguluyor.
Prof. Dr. Tanay Sıtkı Uyar da, yenilenebilir enerjinin kullanımı için kaynakların ve teknolojinin bulunduğunu ancak politik kararlılığın eksikliği nedeniyle, proje üretilemediğini vurguluyor. Uyar, güneş enerjisinin bir konu tun ısıtmadan, soğutmaya kadar olan tüm ihtiyacını karşılayabileceğini söyleyerek, tun ısıtmadan, soğutmaya kadar olan tüm ihtiyacını karşılayabileceğini söyleyerek, "Kömür, petrol, nükleer gibi enerji kaynaklarına inanan kamu görevlilerinin, ön yargıları değişmeli ve ardından yerel yönetimlerin de desteğiyle, başta güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına önem verilmeli" görüşlerine yer veriyor.
Sonuçta güneş enerjisinden yararlanmak için henüz geç olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü daha önümüzde 5 milyar yıl var. Uzmanlar, güneşin 5 milyar yıl sonra tükeneceğini varsayıyor. Bu kadar süre, ülkemiz ve özellikle Ege Bölgesi için, yenilenebilir enerji kaynaklarının başında gelen güneş enerjisini yaşam alanlarında kullanmaya fazlasıyla uygun. Yeter ki, gerekli yasal düzenlemeler tamamlansın ve kararlı bir irade ortaya konulabilsin. |
TÜRKİYE’NİN ALTIN HARİTASI
Türkiye’de Altın madenlerinin varlığı konusunda araştırmalarını yıllardan beri sürdüren bazı Bilim adamlarımızın, yaptıkları çalışmalar ülkemizin yüzünü güldürecek sonuçlar verince, MTA’nın ve 1980’li yıllardan beri Türkiye’de araştırmalar yapan yabancı maden şirketlerinin verilerini birleştirdik. Aylarca süren çalışmalarımız neticesinde, Türkiye’nin yok denilen Altın madenlerini ve tespit edilen rezervlerinin zenginliği karşısında şaşkınlığa düştük. Ekonomik darboğazdan çıkmak için şu an atılacak ilk adımın bu yatakların işletilerek ekonomiye kazandırılması bir çok insanımıza iş olanağı ve ülkemize de önemli döviz girdisi sağlayacaktır. Bu düşünceler doğrultusunda, Kuvayi Milliye Eylemcileri Türkiye’nin Altın Haritasını hazırladı. 1987 yılında İTÜ’deki Bilim Adamlarının hazırladığı bazı bölgelerdeki Altın yatakları ve rezerv durumlarının değerlendirildiği araştırma raporunu göre; Anadolu’da en büyük Altın rezervlerinin,Toros sıradağları içinde yer alan Bolkar dağı ile Erzurum’daki Narman-Karadağ cevher kompleksinde olduğu saptanmış. Topraklarımızda bulunan Altının çıkarılması , değerlendirilmesi ve zenginleştirilmesi için bir araştırma merkezinin kurulması da istenen bu raporu, 1988 – 1990 yılları arasında zamanın ilgili Başbakanı ve Bakanları ile Maden Dairesi Genel Müdürlüğü’ndeki yetkililere de sunulan bu raporda özetle şu verilere ulaşılmış. Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere sahne olan Anadolu’da pek çok Altın eser bulunduğunu, bunun da topraklarımızda bol Altın olduğunun göstergesi olarak algıladıklarını araştırmalara bu noktadan hareket ederek başladıklarını belirten bilim adamları;Türkiye’deki Altın yataklarını ''Plaser tipi cevherler , Serbest Altın içeren cevherler , Sülfürlü minerallere bağlı cevherler ve Refrakter cevherler'' diye sınıflandırmışlar. Plaser tipi Altın cevherlerinin genellikle Manisa’nın Salihli ilçesi ile Hatay’ın Akıllı Çayı ve İstanbul’a çok yakın olan İğneada’nın kumlarında bulunduğu saptanmış. Bu tür Altın cevherlerinin işlenmesinin kolay olduğu belirtilen raporda Hatay Kızıldağ’daki Altının mobilize olarak Akıllı Çayı ve Asi Nehri’nin sularına karıştığı belirtilmiş. Türkiye’de işlenmesi en kolay Altın cevherlerinin başında gelen Serbest cevherlerin Bolkar Dağında yer aldığına işaret edilen araştırmada , Bolkarların Altınından Hititlerin de istifade ettiği görüşüne de yer verilerek, Bolkarlar’da 354 bin 800 tonluk bir cevher alanı içinde bulunan Altının tonda 9 gram gibi çok yüksek verimlilikte olduğunun altı çizilmiş. Bu arada Bolkar rezervinin yaklaşık % 75’ini oluşturan Yeşelli Mağarası’ndan alınan numunelerin ise tonda 14.5 grama kadar yükselen zenginlikte olduğu tespit edilmiş. Araştırmalar sonucu Çanakkale’nin Madendağ , Kartaldağ yöresi , Serçeler Terziler sahaları arasında yapılan incelemelerde Kuvars damarları içinde de zengin Altın cevheri bulunurken, Bilecik- Söğüt arasında uzanan Krom cevherleri içinde de ‘’Sarsma masa teknolojisi ‘’ ile Altın elde edilebileceğine dikkat çekilmiş. Öte yandan Erzurum yöresinde Narman – Karadağ kompleksi içinde açılan galerilerde en verimli damarlara rastlanmış ve tonda 25 gram gibi dünya ölçülerine göre yüksek sayılabilecek Altın tenörü tespit edilmiş. Bakır sülfüre bağlı Altın içeren cevherlerin Rize – Çayeli , Ergani , Artvin , Yusufeli ve Esendere’de yaygın olduğu, Kastamonu Küre’de bakırlı pirit yatağında Altın olduğu saptanarak, Bakibaba , Aşıköy yataklarında da Dünya ortalaması olan tonda 2.5 gram Altın veren rezervlere rastlanmış. Bu araştırma raporunun, Başbakan, Bakanlar ve yetkililer tarafından nasıl değerlendirildiğinin sonucunu hiç kimse bilmiyor!...
SİZİN BUNLARI BİLMENİZ GEREKİYOR
Mikrodalga fırınla cep telefonu arasında ne fark var?
Birçoklarına göre bir mikrodalga fırına sahip olmak, evde küçük çapta bir atom reaktörü bulundurmakla neredeyse eşanlamlı. Oysa bilim onların bu kadar da korkulacak şeyler olmadığını söylüyor. Tek sakıncası, sizi de pişirebilir!
Nazire Kalkan
Radyasyonun iyisi mi, kötüsü mü?
Teflon çizilmekle bozulur mu?
Ambalajda "ağır metal" tehlikesi
12 Aralık 2007 Çarşamba
11 Aralık 2007 Salı
Farkında Olmalı İnsan...
9 Aralık 2007 Pazar
5 Aralık 2007 Çarşamba
Bor Bileşiklerinin Stratejik Değeri ve Enerji
Dünya bor rezervlerinin %63′ne sahip ülkemiz gerçek bir servetin üzerinde oturmaktadır.Problem,bu zenginliğin ne kadar farkındayız sorusuna yanıt aramada düğümlenmiştir. Bu yazımızda,bor bileşiklerinden elde edilen yakıtlar konusunu ve bu bağlamda Dünyada meydana gelen gelişmeleri aktarmağa çalışacağız. Bilimsel gelişmeler ve ileri teknoloji uygulamaları,uluslararası ilişkilere yön veren temel bir güç haline dönüşmüştür.Bunun sonucu olarak küçük büyük tüm uluslar politikalarını,bilim-teknoloji-enerji üçlemesi üzerine kurgulanmaktadır.Ülkemizin en büyük eksikliği bilim ve teknoloji alanında ne yapacağını bilememesi hedeflerini belirleyememesidir.20′inci yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan bir çok küçük ülke mütevazı de olsa bilim ve teknoloji üretirken Türkiye ne bilim nede teknoloji üretmektedir;para karşılığı satın aldığımız teknolojileri tüketmekteyiz.Bütçemizden her sene know-how karşılığı ödediğimiz büyük miktarlar ile yabancı ülkelerin AR-GE (Araştırma-Geliştirme) faaliyetlerini finanse etmekteyiz.Sahip olduğumuz bor ve bor bileşikleri bunun tipik bir örneğidir.Bu yazımızda bordan bir enerji kaynağı olarak nasıl yararlanılır sorusunu tartışmaya açacağız.Bor madenlerinin ve bor bileşiklerinin stratejik önemi nedir?
Gelecekte bu önem nasıl artar? Ülkemizdeki bilgi birikimi bor rezervlerini katma değere dönüştürebilir mi? Bu konuda nasıl bir politika izlenmesi gerekir? Ülkemizin en yüklü ithalat kalemi enerji olmasına rağmen yakıt ekonomisi gibi bir kavram bilimsel,teknolojik ve politik gündemimizde hiç yer almamıştır.Bu kavramı,başta Enerji,İmar İskan,Bayındırlık,ve ulaştırma bakanlığı ve yerel yönetim teknokratlarının anlaması ve gerekli uygulamaları başlatması gerekir. Bir çok ülke ulaştırma sektöründeki enerji tüketiminin ithalat faturalarına yansıttığı miktarları makul seviyelere düşürmek için,hem petrol hem de elektrik ile çalışan hibrit motorlar üzerinde araştırma ve geliştirmeler yapmaktadır. Amaç yakıt ekonomisinin gereklerini yerine getirmektir.Şehir içi trafik düzenlemeleri dahi yakıt ekonomisi göz önüne alınarak yapılmalıdır.İstanbul ve Ankara trafiğinde yaşanan sıkışıklıklar yöneticilerimizin yakıt ekonomisi konusunda ne kadar Fransız olduğunu gösteriyor. Araçlar şehir içlerinde sıkışık trafikte elektrik,şehirler arası yollarda benzinli motor çalışmaktadır,Toyoto 2006 senesinde 400000 hibrit oto satışı yapmıştır.Türkiye de araba üreten sektör bu önemli gelişmenin tümüyle dışındadır.Elektrik motorları,sülfür di oksit,azot oksit karbon monoksit,hidrokarbon ve ağır metal içeren egzoz gazları yayınlamadığından çevre duyarlı toplum tarafından tercih edilmekte ve vergi indirimi gibi teşvikler görmektedir.
Son günlerde enerji ile ilgilenen bazı şirketlerin enerji ekonomisi konusunda ciddi ilerlemeler kaydettikleri basında yer almaktadır.Özellikle Zorlu şirketler gurubunun etkinlikleri ile,başta otomobil üreten petrol rafine eden ve pazarlayan şirketler,TÜBİTAK;TAEK ve üniversiteler gibi bilimsel kuruluşlar ortak bir stratejide birleştirilmelidir.Bor ve bileşiklerinin önemi,ulaşım sektöründe yakıt olarak kullanılması gündemde olan hidrojen üretimi ve depolanması ile ilgilidir.
Bor ve bor bileşikleri,enerji içeriği çok yüksek hidrojeni depo edebilmesi nedeni ile stratejik maddeler arasında yer alır.Bilindiği gibi hidrojen uzun süreden beri amonyak,ve metanol üretiminde,petrol rafinajında, gıda teknolojisinde,uzay mekiklerinde ve roket teknolojisinde kullanılmaktadır.
Yakıt pilleri hidrojenden enerji elde etmek için geliştirilen bir teknolojidir.Bu sistemde hidrojen oksijen ile elektro kimyasal işlemler ile birleştirilerek elektrik akımı elde edilir. Yanma olmadığı için egzoz gazı yayını olmaz .Dolayısıyla yakıt pilleri çevreyi kirletmeyen bir enerji üretim türüdür.Hidroksitlerin elektrolit olarak kullanıldığı yakıt pillerinde iki adet amorf elektrot bulunur.Sonuç olarak lise kimya derslerinden anımsanacağı gibi
H2 +2OH =H2O+2e
Reaksiyonu sonucu elektrik akımı elde edilir.Burada e elektronu göstermektedir.Ulaşım sektöründe otomobiller diğer sektöründe pil ile çalışan araç ve gereçler yukarıda verilen elektro kimyasal reaksiyon sonucu açığa çıkan elektronun oluşturduğu akım ile çalıştırılır.Yakıt pilleri (fuel cells) hidrojeni elektrik enerjisine çeviren sistemlerdir.Şekilde bir yakıt pilinin nasıl elektrik akımı ürettiği bir yakıt hücresinde meydana gelen fiziksel olaylara bağlı olarak gösterilmiştir.
NaBH4+H2O——NaBO2+4H2
reaksiyonu ile elde edilir.NaBH4 unu andıran beyaz bir tozdur.H2 Üretim hızı,yakıt pillerinin istenilen şiddete elektrik akımı verecek şekilde ayarlanır.Sudaki çözeltinin alevlenme ve patlama tehlikesi yoktur.Dolayısıyla hidrojen tanklarının neden olduğu tehlike bu teknik için söz konusu değildir. Otomobiller teknoloji ticari hale dönüştüğünde benzin yerine depolarını notrium veya benzeri bor bileşikli yakıtlar ile dolduracaklardır.
Bor bileşiklerinden yakıt üretimi konusunda aralarında Nobel ödüllü bilim adamlarının da bulunduğu bir çok gurup araştırmalarını sürdürmektedir.Duracell,Du Pont,Dow chemicals gibi dev şirketlerinin de gündeminde bor bileşiklerinden yakıt üretme yer almaktadır.Şu anda sodyum bora hidrit’in maliyeti petrole göre yüksektir.Ancak uzun süre yüksek kalacağının garantisi yoktur.Petrol her zaman krizlere neden olabilecek bir yakıttır.Rutgers üniversitesi araştırma ve geliştirme merkezinde yapılan prototip otomobil bir depo sodyum bora hidrat çözeltisi ile 600km yol alabilmiştir.Bu örnekten görüleceği gibi yenilikçi teknolojiler üniversite araştırma merkezlerinde tasarlanmaktadır.Dünya bor rezervlerinin büyük bir kısmına sahip ülkemizde,Üniversitelerimiz,TÜBİTAK,TAEK,MTA,Enerji tabii kaynaklar bakanlığı,Sabancı ve Koç gibi oto üreten şirket toplulukları,Tüpraş ve petrol ofis gibi petrol rafinajı ve dağıtımı yapan şirketler gayretlerini bor bileşiklerinden yakıt üretmeye odaklamalıdırlar.Bu beyaz tozdan elde edilecek enerji,bataryalardan bilgisayarlara,otobüsten trenlere gemilere hatta uçaklara kadar her türlü aracın enerji gereksinimini karşılayabilecektir.New-York,Londra,İstanbul,Paris gibi metropoller,zehirli egzoz gazlarından temizlenecek insanlar temiz hava soluyarak yaşamlarını sürdürme olanağına kavuşacaklardır.
Ülkemiz için önemli olan şu an belli başlı kimya ve otomobil şirketlerinin üzerinde çalıştığı bu yakıt türü üzerinde araştırma ve geliştirme çalışmalarını yoğunlaştırmaktır.Araştırmalar olumlu sonuçlanırsa benzin istasyonlarının yerlerini bor kaynaklı yakıt dağıtım istasyonları alacaktır.Dünya bor rezervinin %63′ne sahip Türkiye bu servetini katma değere dönüştürebilecektir.Ancak bunu bor yataklarını yabancılar satarak ve bu gelişmenin dışında kalarak başarmak olası değildir.
Prof.Dr.Cengiz Yalçın
Yazıcı sigaradan beter
Teknolojik aletler pek de masum değil. Yazıcılara çok dikkat! Evimizde ve işyerimizde sık sık kullandığımız yazıcıların diğer teknolojik aletler gibi masum olmadığı ortaya çıktı. Sebebine gelince…
Avustralyalı bilim adamları, bilgisayar yazıcılarının havaya toner partikülleri saçtığını ve bu partiküllerin hava ile birlikte ciğerlere çekildiğinde sigaranın içindeki maddeler kadar zarar verdiğini bildirdi.
62 yazıcıyı inceleyen uzmanlar, bunlardan yüzde 30’unun yüksek miktarda zararlı toz yaydığını keşfetti. Ciğerler için son derece tehlikeli olan bu tozlar, özellikle ofis ortamında çalışanlar için büyük sağlık tehdidi. Queensland Teknoloji Üniversite’sinden Lidia Morawska, yazıcıların sigara kadar sağlığa zararlı olduğuna dikkat çekerken bu cihazların tehlikesinin markadan markaya değiştiği belirtildi.
Ayrıca Morawska, ev ve ofis gibi kapalı ortamlarda daha fazla hava kirliliğine yol açan kaynaklar keşfettiklerini söyleyerek birçok teknolojik aletin zararlı olduğuna işaret etti.