25 Şubat 2009 Çarşamba

Başarının sırrı istemektir.

Kişi kendini değiştirme kararı vermediği sürece hiçbir eğitim ve yönetim metodu başarıya ulaşamıyacaktır. Sen kendini değiştirirsen dünya seni izliyecektir. Sinan ERGÜN

3 Şubat 2009 Salı

Adam SMİTH Kim?

1723’te İskoçya’da Kirkaldy’de doğduğunda geçerli ekonomik sistem Merkantilizimdi ( Din adına savaş yapılır, fakat asıl amaç o ülkenin topraklarını alarak ,değerli madenlerini ele geçirme veya o ülke insanlarından vergi alma biçiminde ki ekonomik sistemdi). Ekonomiler henüz yarı takas yarı para ekonomisi durumundaydı.1751 yılında Glasgow Üniversitesi’nde Ahlak Felsefesi kürsüsü başkanı olarak ahlak felsefesi dersleri vermeye başladı. Dönemine göre öyle ilginç şeyler anlatıyordu ki dünyanın her köşesinden öğrenciler onun derslerini dinlemeye geliyorlardı. 1759’da yayımlanır yayınlanmaz büyük bir ilgiye yol açan Ahlak Felsefe Teorisi(The Theory of Moral Sentiments) adlı kitabı piyasaya çıktı. Ona asıl büyük ün getiren kitabı ULUSLARIN ZENGİNLİĞİ (An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations) 1776’da yayımlandı Kitap, kapitalizmin esaslarını ortaya koyuyor, üretimin dayanaklarını çerçeveliyordu. Kapitalist sanayileşmenin alt yapısını oluşturan işbölümü ve uzmanlaşmaya ilk kez bu kitapta değiniliyordu. Kitap, kapitalizmin çerçevesini çizmesinin yanı sıra, o zamana kadar ahlak felsefesininin bir parçası olarak ele alınan ekonominin de ayrı bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasına yol açıyordu. Kapitalizmin temel felsefesi, her şeyi piyasaya bırakınca görünmeyen elin her şeyi düzenleyeceği yaklaşımıdır. . Piyasa ,bireylerin kendi çıkarlarını maksimize etmek üzere bir araya geldikleri ve bu yolla toplumsal refahı maksimize ettikleri yerlerdir. Kapitalizmin ekonomik yaklaşımı, yukarıda değindiğimiz gibi, klasik ekonomi okulu diye adlandırılıyor.Klasik ekonomi okulunun temel yaklaşımlarını şöyle özetlemek mümkündür. 1-Ekonomi tam istihdam durumunda denge halindedir. Bu dengeden sapmalar geçici olgular olarak ortaya çıkar.ücretlerin piyasada belirlendiği bir ekonomide tam istihdamdan başka bir denge söz konusu olamaz. 2- Piyasada her aktör kendi çıkarını ( tatminini) azamiye çıkaracak şekilde davranır. Böylece toplumun çıkarları da (refahı) azamiye çıkarılmış olur. 3-Ekonomide ücret ve fiyatlar esnektir. Aslında tam istihdam düzeyindeki uzun dönemli dengeyi sağlayan da bu esnekliktir. Emek ve fiyatı olan ücretler yükseldiğinde emek talebi düşecek, düşen talep ücretlerin düşmesine ve giderek ucuzlayan emek talebinin artmasına ve işsizliğin otomatik olarak azalmasına yol açacaktır. Mal ve sermaye piyasalarında ise bu denge esnek fiyatlar ve faizler sağlayacaktır. 4- Her arz kendi talebini yaratır( Say Kanunu). Ekonomide uzun dönemde bir üretim fazlası olması söz konusu değildir. Kısa dönemde ortaya bir arz fazlası çıkabilir. Bu durumda talep eksikliğine bağlı olarak mal ve hizmet fiyatları düşürecek, fiyat düşüşü talep artışına ve dolayısıyla ve talebin yeniden dengelemesine yol açacaktır. 5-Piyasa dengesizlikleri ve tam istidam dengesinden sapmalar kısa dönemli olgulardır. Yukarıda değinilen esnek ücret ve esnek fiyat mekanizmalarının işlenmesi sonucu piyasalar tekrar dengelenir ve bu , uzun dönemde ekonominin tekrar asıl dengesi olan tam istihdam düzeyine ulaşmasına neden olur. 6-Ekonominin kendi kendini düzelten mekanizmalara sahip olması nedeniyle, devletin ekonomiye, dengesizlikleri gidermek amacıyla karışmasına gerek yoktur. Devletin ekonomiye karışması dengesizlikleri daha uzun süreli kılar ve kaynaklar dağılımını olumsuz etkiler. Bu nedenle ekonomiye devletin karışmasını ortadan kaldıracak şekilde”en iyi bütçe denk bütçe, en iyi vergi kaynak dağılımını etkilenmeyen vergidir”. 7-Para, gerçek (reel) ekonomik faaliyetlerin yalnızca bir aracısıdır. Diğer mallardan bir farkı olmayan paranın da talebini ve dolayısıyla fiyatını arz belirler. 8-Dış ticarette uluslar arası uzmanlaşma ve işbirliği mümkün olduğunca geliştirilirse bundan her ülkenin yararlanması söz konusu olur(David Ricardo’nun mukayeseli üstünlük teorisi) Bu yaklaşımlarının çoğunun doğru olmadığı 1929 bunalımıyla ortaya çıkmış ve KEYNES tarafından kanıtlanmış olmasına karşın, aradan bir süre geçtikten sonra yeniden aynı yaklaşımlara geri dönülmüş, bunda monetaristlerde ve yeni klasik okul da etkili olmuştur. Dünyanın bir yılda yarattığı gelir 55,5 trilyon dolar. Dünya dolanımında bulunan tahvil,bono ve benzerlerinin toplam değeri ise bunun 2,5 katı dolayında yani yaklaşık olarak 145 trilyon dolar.Dünya bir yıllık gelirinin 2,5 katı borçlu olduğunu söylemek mümkün.Bu andaki krizin nedeni de bu borç para. KEYNES ‘E göre bu krizden çıkmanın yolu yeniden karma ekonomiye geçme ,çark çalışınca özelleşme, krize girerken karmaya baş vurma. Japonya bu krize 1990 yılında girdi dünyanın en büyük bankaları sayılan Japon bankaları battı. Bu yazı : Dr Mahfi EĞİLMEZ ‘IN Küresel Finans Krizi Kitabından alınmıştır. • Kapitalizmin temel yasası ya sen ya da bendir. İkimiz birden değil. • Yükselen bir piyasada her yönetici başarılı görünür. • Devletin ekonomiye bakışı birkaç sözle özetlenebilir. Hareket ediyorsa vergilendir, hareket etmeye devam ediyorsa kurallara bağla, hareket etmesi durmuşsa sübvanse et. • Komşunun tavuğu komşuya kaz gözükür. • Küresel finansal kriz hakkında bildiğimiz bir şey bilmediğimizdir. • Kapitalizm insanları yok eden ama binalara zarar vermeyen yeni bir silah icat etti: BORSA • Dikensiz gül olmaz. • Kara gömülen ceset bir gün ortaya çıkar. • Kumarda tanrılar bile kazançlı çıkmaz. • Para ayıpları örter. • Uçurumun kenarında atın yularını çeksen de yararı yok. • Bize bir şey olmaz. • Beleş peynir fare kapanında olur. • Kazanç büyüdükçe risk de büyür. • Birinci kural kaybetmemek, ikinci kural birinci kuralı unutmamaktır.

31 Ocak 2009 Cumartesi

Düşündüren öykü…

AMCA DİYEN PAPAĞAN Adamın biri güzel bir papağan satın alarak eve getirmiş ve başlamış konuşmayı öğretmeye. Özellikle papağanın "amca" demesini istiyormuş. Günlerce uğraşmış ancak papağana tek kelime öğretmeyi başaramamış. Bir gün iyice sinirlenmiş ve papağanın bir tüyünü kopararak, "amca de bakayım" diye bağırmış. Papağandan yine ses çıkmayınca her seferinde "amca de" diyerek hayvanın tüylerini tek tek yolmuş. Adam, tüylerini tamamen yolduğu papağanı tavuk kümesine atmış.. Sabaha karşı kümesten gürültüler gelmeye başlamış. Kümese giden adam birde ne görsün, papağan bir tavuğun üzerine çıkmış, tavuğun tüylerini tek tek yolarak her seferinde "amca de bakayım", "amca de bakayım" diye bağırıyormuş. Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız. Öğrenme kişinin istemesi ve bilgiyi veren kişiyi sevmesi ile mümkündür. Öğrenme sırasındaki olumsuz davranışlar, kişinin bilgiye öğrenememesine neden olacağı gibi bu davranışları aynen modellemesine de sebep olabilir. Ne öğrettiğinizden çok, karşınızdakinin ne aldığı önemlidir. Düşündüren öykü… 2 ANNE KEDİ Göl kenarında yaşayan ve sudan nefret eden bir kedi doğum yapar. Bu kedinin yavruları ise annelerinden farklı olarak gölde oynamayı ve suya girmeyi çok sevmektedir. Anne kedi de yavruları ile birlikte göle girer ve onlarla suda oynar. Bunu gören bir başka kedi hayretler içinde kalır ve ona sorar: "Sen hep sudan nefret ederdin, ama görüyorum ki artık sudan hiç çıkmıyorsun. Bunun sebebi nedir?" Anne kedi şöyle cevap verir: "Hala suyu sevmiyorum ama yavrularımı çok seviyorum". Hepimizin hoşlandığı veya hoşlanmadığı bir çok şey vardır. Ancak birini çok seviyor ve onunla bir şeyler paylaşmak istiyorsak, onun hoşlandığı şeylere bakış açımızda esnek olmalıyız. Özellikle ailemize karşı bize düşen daha özverili ve daha hoşgörülü olmaktır. Zararlı bir yönü yoksa sevdiğimiz kişinin hoşlandığı şeyleri sevmeye çalışmalı veya en azından hoşgörülü ve anlayışlı olmalıyız. İnsanlarla uyum sağlamadan sıcak ilişkiler kuramazsınız. Düşündüren öykü…..3 KUYRUĞUNU DİK TUTAN FARE Ormanın birinde sürekli diğer hayvanlara musallat olan bir fare yaşamaktadır. Fareden çok çeken hayvanlar günün birinde toplanır ve ondan kurtulma görevini "ezeli düşmanı" kediye verir. Farenin peşine düşen kedi onu bir ağacın altında olacaklardan habersiz beklerken görür, usta bir avcı gibi sessizce yaklaşır arkasından. Pençesini kaldırır, ama kedinin gölgesini gören fare şimşek hızıyla fırlar. Hızlı bir kovalamaca sonunda düz bir ovaya gelirler. Sağına soluna bakan fare kaçacak yer olmadığını görür. Tek çare, düz ovanın ortasında yalnız başına otlamakta olan inektir. Nefes nefese ineğin yanına doğru koşar ve başlar yalvarmaya. Fareden az çekmeyen inek önce yardım etmek istemez ama yalvarmalarına fazla dayanamaz ve onu saklamaya razı olur. "Peki, peki. Uzatma da geç şöyle arkama" der inek. Fare arkasına geçince inek pisliğini üzerine bırakır. Fare pisliğin içinde kaybolur, ancak dik kuyruğu dışarıda kalmıştır. Kuyruğu gören kedi hemen ineğin yanına gelir. Kuyruğundan tuttuğu gibi fareyi pislikten çıkarır ve oracıkta yer. 1. Üzerinize her pislik atan düşmanınız değildir. 2. Sizi pislikten çıkaran herkes dostunuz değildir. 3. Boğazınıza kadar pisliğe gömülmüşseniz, kuyruğunuzu fazla dik tutmayın. Bilgeliğe ulaşanlar, yaşadıkları olaylardan ders çıkaranlardır. Düşündüren öykü. 4 KREMA KABINDAKİ KURBAĞALAR İki kurbağa dolaşırken kendilerini krema dolu bir kabın içerisinde bulurlar. Kremanın içine batan kurbağalar can havli ile çırpınmaya başlarlar. Fakat nafile çırpındıkça batarlar kremaya. İçlerinden biri artık kurtulamayacağı düşüncesi ile kendini bırakır ve krema içinde boğulur. Diğeri ise pes etmez ve son nefesine kadar çırpınmaya devam eder. Kararlıdır. Çırpınır, çırpınır, çırpınır… Ve sonunda bir şey fark eder, kabın içindeki krema gittikçe sertleşmektedir. Çırpınmaya devam eder ve sonunda sertleşen kremanın üzerine çıkıp dışarı sıçrayarak kurtulur. Hayatta kazananlar asla vazgeçmeyenlerdir. Başarmamız gereken işi pes etmeden sonuna kadar mücadele ederek sonuçlandırmalıyız. Umutlar tükenmedikçe denemekten asla vazgeçmemeliyiz. Ancak sabırlı ve ısrarlı olanlar hedeflerine ulaşabilir. İmzaHasan Büyük

24 Ocak 2009 Cumartesi

ENTRİKALAR SAVAŞI

İsrail’in Kürt devleti ve Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin konusunda Türk kamuoyu hep hassas oldu. Bu noktada bir spekülatif senaryo analizi olarak Türkiye de yayınlanmakta olan bir dergiden Hakkı ÖZNUR’UN yazısını alıntı yapmak istiyorum.Bu komplo analizi olaylara Türkiye’den bazı çevrelerin nasıl baktığının yanı sıra, bazı bilgileri okuyucuya aktarma bakımından da belirli derinlikler yaratılabilir.” Barzani Yahudi kökenli mi?” Konu Irak’taki Kürtçü hareket olunca, kafalara takılan iki temel soru vardır. 1930’lardan buyana Irak’taki Kürtçü hareketin liderliğini yapan, Barzan bölgesindeki Barzani aşireti ile İsrail arasındaki ilişki köklü müdür ? Irak’ın kuzeyinde yüzyıllardır yaşanmakta olan KürtYahudileri’nin Barzanilerle ilişkisi var mıdır ? Her iki sorunun cevabı da “evet”tir. M.Ö 7.Yüzyılın sanlarında Filistin’deki Yahudileri yenen Babil Kralı NABUKKADNASSA Buradaki Yahudileri Irak’a sürmüştü.Yahudi tarihinde önemli bir olay olarak kayıtlara geçen Sürgünlerin ardından Yahudi dini bölge halkı arasında gelişti.Dr.A. MEDYA ismiyle kaleme alınan “Kürdistan Yahudiler” adlı eserde,Kürtler ile Yahudiler arasındaki tarihsel ilişkiye dikkat çekilir.Dr.Sinan MARUFOĞLU’NUN Osmanlı arşivlerini tarayarak yazdığı bir inceleme olan Osmanlı döneminde Kuzey Irak 1831-1914 adlı eserde de Barzan bölgesinin, Yahudi dini önderlerin yetiştiği bir yer olarak zikredilir. Ünlü Hahamlardan Salim BARZANİ, sözü edilen dini liderlerdendir. Dr.Sinan MARUFOĞLU’NUN eserinden geçen şu paragraf hayli dikkat çekicidir. “Kürtlerin Yahudi hahamlarından. Musul’da bulunan “Haham Salum BARZANİ” 1855 senesinde bir Müslüman’a hakaret etmesi üzerine açılan hukuki dava sonucu, adı geçen Kürt hahamın önce Darsaadet’e oradan da Selanik’e uzaklaştırmasına karar verilmiş ise de İstanbul Haham başından gelen bir istirham dilekçesinde, adı geçen haham ‘ın Selanik havasından rahatsız olduğu, uyum sıkıntısı çektiğini Musul’da kalan çocuklarının perişan halde olduklarını, bu yüzden adı geçen Haham’ın ailesi ile birlikte Selanik yerine Kuds-i Şerife nefi edilmesi talebi,Musul Meclis-i Vala tarafından kabul edilmiştir. Kürt Yahudilerin Barzani aşiretinin bir kolu olması ve bu aşiretten yüzlerce haham çıkmasıdır” Kürdistan Yahudiler” adlı kitapta, Bazani hahamları şöyle anlatır “16 v17. yüzyıllarda Kürtistan hahamları tarafından yazılmış olan çeşitli belgeler ve elyazması kitaplar, genel olarak Kürdistanlı Yahudilerin başta dinsel olmak üzere sosyal ve ekonomik yaşantıları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra Kürdistanla ilgili bazı dolaylı bilgiler içermektedir. Bu dönemlerde kimi Yahudi toplulukları Kürdistan halklarının genel yoksulluk tablosu içinde yer alırken öte yanda özellikle ünlü Barzani Ailesinden gelen hahamlar Kürdistan’ın bir çok yerinde dinsel çalışmalar ve eğitim için merkez kurmuşlardı. Bu dini merkezler Mısır ve İsrail gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı. 1975’teki yenilgiden sonra İsrail’in müdahalesiyle birçok Yahudi İsrail’e göç etmiştir.IKDP içinde 30 kadar Kürt Yahudi’sinin görev yaptığı bilinmektedir. 16 Nisan 1996’da Ankara’da MIT ve Dışişleri yetkilileri ile görüşmeler yapan Mesut BARZANİ’İN sağ kolu Evair BARZANİ ‘NİN İsrail pasaportlu bir Kürt Yahudi’si olduğu dikkat çekicidir. Bu yazı TUNCAN ÖZKAN’IN ENTRİKALAR SAVAŞI Kitabının 186, 187, 188 sayfalarından alınmıştır.

20 Ocak 2009 Salı

İÇİMİZDEN KAÇIMIZ KADINLARI GERÇEKTEN GÖRÜP DUYABİLİYORUZ ?

Yaklaşık 20 yıl önce, karım ve ben sonunda büyük bir öfkeye neden olan bir tartışmaya girmiştik –öyle ki bu tartışmanın izleri ve acıları yıllarca silinmedi. Benim şikayetlerime daha fazla dayanamayacak hale gelen eşim aniden bana doğru bir şey fırlattı ve “Şu andan itibaren alışverişi sen yap, yemek işini sen ayarla, evle sen ilgilen.Benden bu kadar” dedi. Mutfağın ortasında raflara,lavaboya, buzdolabına,temizlik kaplarına ve eşime bakakaldım. Korkmuştum.Gözyaşlarım yanağımdan aşağı yuvarlanmaya başladı.Ne olursa olsun, onun bana yüklemiş olduğu işlerin altından kalkamayacağımı biliyordum. Hem kendi işimi yapıp hem de tüm evin işlerini, bakımını üstlenmem mümkün değildi.Nasıl hem çalışanlarımla,maaşlarla,yazılarla,yönetimle, kazanç-kayıp çizelgeleriyle ilgilenebilir ve aynı zamanda hem de akşamın, bir sonraki günün kahvaltı ve yemekleriyle ilgilenebilir, hafta sonu partileriyle uğraşabilir, bunlar için gereken alış verişi yapabilir, evi derli toplu toplayabilir, eve temizliğe gelen kadını denetleyebilir, ütüyü yapabilir ve çocuklarla ilgilenebilirdim ki ? Bir insan nasıl bu kadar çok şeyi yapabilir ve sağlıklı kalabilirdi ? Natalie bana bir süre baktı ve sonunda şöyle dedi:”Tamam, merak etme .Bunları yapmaya devam edeceğim” Paltosunu giydi ve düzinelerce insanla ve yüzden fazla hastayla ilgilenmek üzere hastane ofisine gitti. Her ne kadar ailemizle ve evimizle ilgileneceğini söylemiş olsa bile bir süre dikildim ve kendi kendime hiç kimsenin bu kadar çok şeyi yapamayacağını söyledim durdum. Sonra yavaş yavaş tüm bunları karımın yapabildiğini fark ettim. Bu olayı izleyen günler ve haftalar boyunca, çoğu kadının iki çeşit ağır yük ve sorumluluk taşıdığını fark etmeye başladım: aileye ve eve baktığı iç görev ve maaş için çalıştığı dış görev.Çoğu erkek eve geldiğinde ev düzenine yardım edebilir ve çocuklarla ilgilenebilir. Yardımcı olmak işe yarar fakat bu o işi yapmakla bir değildir.Yardımcı olmak temel sorumluluğu başka birisine bırakır.Çoğu evde, temel sorumluluk kadınlardadır. Tüm üzüntüler, tüm problemler, tüm planlar tüm yönetim ve yapılacak bütün şeyler onların sorumluluklarıdır. Kaç erkek bu olayın önemini benim gibi şoka uğramadan ya da eşlerini kaybetmeden anlıyor ? Akşam yataklarımıza ne kadar sıklıkla eşimizin sevgisini hissetmenin yanı sıra onların sırtlarında ne büyük bir yük taşıyor olduklarını farkına vararak giriyoruz ? Bu Makale : Beyaz yayınları “ Olumsuz bir dünyada olumlu çocuklar yetiştirmek “Kitabının 201, 202 sayfasından alınmıştır.

19 Ocak 2009 Pazartesi

DüNYA'NIN İLK AŞK MEKTUBU TüRKİYE DE YAZILDI

Milattan önce 2500 lü yıllarda Mezopotamya''da yaşayan Enlil isminde Sümerli bir rahibe, Sümer Kralı Su-Sin''e aşıktı. Sümerlilerin yeni sene bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeğe muvaffak oldu. Evlendiği gün de sevgilisi krala bir şiir yazdı. Gerçek sevginin sembolü olan şiir sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü müzisyenleri tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasında yayıldı. Güveyi, kalbimin sevgilisi, Senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı Beni büyüledin, Senin önünde titreyerek durayım, Güveyi, seni okşayayım, Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur, Bağışla bana okşayışlarını, Benim beyim Tanrım, Benim beyim baygınlığım, Enlil''in kalbini memnun eden Su-Sin''im, Bağışla bana okşayışlarını. Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla taşlara kazıdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır.

16 Ocak 2009 Cuma

İsrail Devletinin Tarihi ve Geleceği

Tarihin uzun bir zaman dilimine baktığımızda , Yahudi olmak kolay olmamıştır. İsa’dan 600 yıl önce Kral” NABUKADNESSAR” Kudüste’ki Yahudi tapınağını taş taş üstünde bırakmadan yıkıp, tüm Yahudileri Babil şehrine sürgün etmiştir. Sonra Mısırlılar, arkasından Romalılar, adları Führer, Sezar, Pharoah veya Satrap, her ne olursa olsun, hiçbir dönemde Yahudi eksik olmadı. Tarih boyunca çocuk yuvaları, okulları, hastaneleri, kasapları, bakkalları, lokantaları, tatilleri, gelenekleri ve adetleri diğerlerinden hep ayrıydı. Yahudilerin dini felsefesi, yaşam tarzı ve o insanların çalışma şekli , ağırlıklı olarak hep ayrılıkçı bir dünya görüşüne dayanıyordu. Bir tarafta Yahudiler öte tarafta diğerleri vardı. Kudüs tapınağında, Yahudilerle Yahudi olmayanları birbirinden ayıran bir duvar bulunmaktaydı; bu duvarı geçen bir pagan ölümle cezalandırılır İbranice “Kutsal” sözcüğü etimolojik olarak ayrılmış anlamına geliyor. Yahudilerin kendi din anlayışlarına göre dünyayı ikiye böldüler: Kutsal olanlar, yani kendi inaçlarındakiler ile diğerleri, yani dinsiz ve murdar olanlar diye ayırırlar. Bizim bütünleşmekteki eksikliğimiz dış dünyada canavarlar yaratmaktadır. Bölünmüşlüğümüz ise karşılaştığımız şiddeti yaratır. Kendini başkalarından ayrılmış hissetmek, içimizdeki suç işleme eğilimini besleyen bütünden kopmuş ruhsallığın sonucudur.Bir gün olaylar dünyasında şiddet,saldırı, çatışma ve eziyet biçiminde ortaya çıkacaktır. İsrail’deki eğitim sistemi dini ağırlıklı olduğu için bu şiddet olayları tarih boyunca devam eder. Ne zaman ki laik eğitim sitemine geçerlerse şiddet azalmaya o zaman eğilim gösterir. Bir bilgisayara hangi işletim sistemi yüklerseniz ,onunla işlemlerinizi yaparsınız. İnsanlarda böyledir ,öğrendikleri işletim sistemine göre hareketlerini belirlerler. Birileri sürekli olarak kin ve nefret duyguları ile eğitim yaparlarsa sürekli şiddet yanlısı olurlar. Onlar için kadın, çocuk yaşlı öldürmeleri gayet doğaldır. Çünkü onu ibadet sayıyorlar. Bu yazı : Yazarı Stefano E.Anna ‘nın TANRILAR OKULU Kitabından 174 ,175 sayfalarından alınmıştır.