16 Nisan 2012 Pazartesi
BİZİ BÜYÜK BİR SAVAŞ BEKLİYOR
LÜTFEN BU METNİ SABIRLA SONUNA KADAR, ÖNYARGISIZ OKUYUN, İSTERSENİZ PAYLAŞIN... HANGİ ZEMİNİN ÜZERİNDE OTURDUĞUNU VE HANGİ MİRASI ALDIĞINI BİLMEYEN SADECE BAŞKALARININ KÖLESİ OLUR... İşte o müthiş metin:
Atatürk'ten İsmet Paşa'ya
"SEVGİLİ Paşam, Cumhuriyet'in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.
Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet'le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor.
Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek.
İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet'in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.
Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet'e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!"
Tarih 30 Ekim 1923... Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'yı Köşk'e davet eder. Ülkenin genel durumu hakkında hazırlattığı raporları İsmet Paşa'ya böyle sunar. Atatürk ve arkadaşlarının devraldıkları ülke işte böyle perişan durumdaydı. 10 Kasım'da parlak nutuklar atarak, bağlılıklarımızı bildirerek andığımız Atatürk'ün nasıl bir mucize yarattığının bilincinde miyiz? Bugün ona sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa sadece nutuk mu atıyoruz?
(*) Cumhuriyet-Türk Mucizesi, ikinci kitap-TURGUT ÖZAKMAN
— Göksal Sönmez ile birlikte.
1 Şubat 2012 Çarşamba
ÇOCUĞUNU DİNLEMEYEN ANNE VE BABALAR YÜZÜNDEN HAPİSHANELERİMİZ TIKLIM, TIKLIM DOLUDUR.
Dinlemeyen toplum olunca, tanınmayan toplum oluruz ve o toplumda yetişen insanlar kendi değerlerini bulamazlar.
Ailede dinlenmeyen çocuk,kendisini dinleyen arkadaşlarına uyar.Kötü alışkanlıkları onlara uyarak geliştirir.Gençleri dinlemeyen toplum ancak suç işlediği zaman onları varsayar ve polisiyle hapishanesiyle onları karşılar.
Kaynak :Doğan CÜCELOĞLU İçimizdeki Biz kitabının (sayfa 209 )
30 Ocak 2012 Pazartesi
BAŞARININ SIRRI
Bir şeyi başarmak istiyorsan, risk alınmalıdır, çünkü yaşamda en büyük tehlike hiç risk almamaktır.Hiç risk almayan kişi, hiçbir şey yapamaz, hiçbir şey elde edemez ve hiçbir şey olamaz. Acı çekmekten kaçınabilir, ama elbette öğrenemez, gelişemez duyumsayamaz, değişemez, sevemez yaşayamaz.Kendi zincirlerine bağlanmış bir köledir. Özgürlüğü yitirmiştir.
Kaynak: John Maxwell ‘IN Kazanan TUTUM kitabı sayfa (84)
5 Ocak 2012 Perşembe
Moore Yasası Nedir.
Moore YasasıMoore Yasası, Intel şirketinin kurucularından Gordon Moore'un 19 Nisan 1965 yılında Electronics Magazine dergisinde yayınlanan makalesi ile teknoloji tarihine kendi adıyla geçen yasa.
Her 18 ayda bir tümleşik devre üzerine yerleştirilebilecek bileşen sayısının iki katına çıkacacağını, bunun bilgisayarların işlem kapasitelerinde büyük artışlar yaratacağını, üretim maliyetlerinin ise aynı kalacağını, hatta düşme eğilimi göstereceğini öngören deneysel (ampirik) gözlem.
1965 yılında, "mikroişlemciler içindeki transistör sayısı her yıl iki katına çıkacaktır" diyen Moore, daha sonraları 1975 yılında bu öngörüsünü güncellemiş ve her iki yılda bir iki katına çıkacak şekilde düzeltmiştir. Moore "18 ayda bir" ifadesinin de kendisi tarafından söylenmediği konusunda da ısrar etmiştir. Kendisi tarafından hiçbir zaman yasa olarak tanımlanmayan ifadesi, Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi profesörü ve yüksek ölçekli indirgeme konusunun öncülerinden biri olan Carver Mead tarafından bu şekilde adlandırılmıştır.
Sözün ilk söylendiği 1965 yılından bu yana bu yasa çoğunlukla geçerli olmuştur. Yasa temel olarak bir tümleşik devrenin fiziki boyutunun devreyi oluşturan transistör sayısının karesiyle değiştiği anlamına gelir. Örneğin tümleşik devre bünyesindeki transistör sayısı iki katına çıkarsa devrenin boyutu dört katına çıkar.
Optik litografi yöntemi ile üretilen tümleşik devrelerde günümüzde silisyum yongalar üzerinde 65 nanometre (1 nanometre = 10-9m) boyutuna kadar büyüklüklerde, yani yaklaşık olarak 600 silisyum atomu boyutunda yapılar oluşturulabilmektedir. Kullanılan morötesi ışık dalga boylarının, atom fiziksel boyutlarının sınırlılığı ve küçük yapıların yüksek frekanslarda çalıştırılmasında ortaya çıkan çalışma düzensizlikleri, yeni bir tümleşik devre teknolojisi geliştirilemez ise Moore yasasının kısa bir süre içerisinde geçerliliğini yitireceğini göstermektedir.
Gordon Moore, 13 Nisan 2005 tarihinde kendisi ile yapılan bir söyleşide, öngörüsünün kısa bir zaman içinde geçerliliğini yitirebileceğini ifade etmiştir.
Nisan 2005'te Intel firması 19 Nisan 1965 tarihli Electronics Magazine dergisi sayısını satın almak için 10.000 ABD Doları teklif etmiştir
Bu Kaynak Adresi:http://tr.wikipedia.org/wiki/Moore_Yasas%C4%B1
27 Kasım 2011 Pazar
YAŞAMIMIZI ŞEKİLLENDİREN VE GELECEĞİMİZİ GÖRMEYİ SAĞLIYAN GÜZEL SÖZLER.
Bedava peynir fare kapanında bulunur.
Yırtıcı kuşun ömrü az olur.
Ekmeğini evden al, arkadaşını yoldan
At sahibine benzer.
Dereyi görmeden paçaları sıvama
Kurt dumanlı havayı sever.
Fakir hırsızlığa çıkınca ay ilk akşamdan doğar.
Civcivi güzün sayarım.
Öküz ölmeden yeri belli olmaz..
Bazı kadın vardır arpadan aş yapar. Bazı kadın vardır, buğdaydan yaptığı yenilmez.
Akacak kan damarda durmaz.
Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu ?
Su aktığı yeri yeşillendirir.
“Sen ne kadar bilirsen bil, senin bildiğin başkasının anladığı kadardır.”Mevlana
Sürüden ayrılanı kurt kapar. Ya kapmazsa çayır sana kalır.
Dolgun başak başını asar.
Hangi saptan iyi tohum çıkacağını harmancı bilir.
Tencere yuvarlanır kapağını bulur.
Keteyi kaybettiğime yanmıyorum. Keteyi bulan yemesini bilecek mi ?
Aslan yattığı yerden belli olur.
Doktora değil damdan düşene götürün.
Sacının beyazına bakıp değirmenden geldiğini zannetme.
Zaman her şeyin ilacıdır.
Kel derman bulsa kafasına sürer.
Yılanı kendin öldürmen gerekir. Başkası öldürürse sen yılana yenik düşersin
Keskin sirke küpüne zarar verir.
Çocuğuna ne verirsen yaşlılığında onu alırsın.
Her çocuk evinin kopyasıdır.
Yeteneksiz insan yoktur. Sahip çıkılmamış, yönlendirilmemiş insan vardır.
Ayağını yorganına göre uzatmalısın.
Karşıdan beklediğini öncelikle vermelisin.
Yokuşun başında ata arpa kar etmez.
Tarlayı düz, kadını kız al.
Kar altında ki ceset mutlaka bir gün ortaya çıkar.
Arkanı ya dağa ya bağa dayamalısın.
Kuyu derin değil ip kısadır.
Ölün varsa birgün ağlarsın, delin varsa hergün ağlarsın.
Komşudaki yangın senide etkileyecektir. Onun için yangını söndürmeye çalış.
Bulanık su mutlaka birgün durulacaktır. Durulmasa eğer içilecek kaynak kalmaz.
İnsanların yüzlerinin ve gözlerinin rengi başka, başka da olsa, gözyaşlarının rengi hep aynıdır
Anne babanı seçme şansın yoktur, ama iyi bir meslek, iyi bir eş seçme şansın vardır.
Aslanla birlikte aynı inde yaşamayı öğrenmelisin.
Karşıdakine iş yaptırabilmen için karşılıklı çıkarların olmalıdır.
Yaşlılığında dostlarına muhtaç olmaktansa, öldüğünde düşmanlarına var bırakmalısın.
Her karanlık bulutun arkasında bir güneş vardır.
Yağmurlu havada tarlana girmek istemesin ama güneşli bahar aylarında tarlandan çıkmak istemesin.
Yeni bir davranışı kazanabilmen için, 21gün sabırla üzerine gitmelisin. 22’ci gün sonra bilgi beceri hücre mitoz bölünerek iki hücreye kaydedilir. Ölünceye kadar unutmasınız. Çünkü civcivde 21 gün sonra yumurtadan çıkar.
Her şey seninle başlar.
Herkes kendi başındaki karı, kendisi eritsin.
Çaresizsen, çare sensin.
Herkese saygılar, sevgiler